Unutulan Bir Oyun Âriflerin Satrancı

                                                                                                                                                   Mehmed Temelli

 

Âriflerin Satrancı olarak adlandırılan[1] tasavvufî oyun,[2] 101 haneli tablo üzerinde oynanan bir oyundur. Mevcut eski oyun şemalarının çokluğundan Osmanlı’nın son döneminde yaygın olarak oynandığı anlaşılan bu oyunun kaynağı ve mahiyeti hakkında yeterli bilgilere sahip değiliz. Zamanla unutulan bu oyuna dair orijinal bir eser maalesef elde mevcut değildir.

Oyun hakkında elimizdeki başlıca orijinal kaynaklar, bu kitapta tercümesi sunulan Şeyh Muhammed b. el-Hâşimî’nin şerhi dışında bir takım eski oyun tablolarıdır. Nimetullahi tarikatına mensup Hüccet Alişah’ın (öl. 1976), Şatrancu’l-Urefa adıyla beş ciltlik bir eser (Tahran 1990)yazdığı kayıtlarda geçmekteyse de eseri görmek mümkün olmamıştır. Ayrıca CevadNurbaş’a ait aynı adda bir eser (1965) daha vardır ki ilerde bahsi gelecektir.

 

Garip Oyunun Çetrefil Tarihi

Oyunun tarihini ele alırken izlediğimiz ana hat, oyunun esas yapısıdır ki bu yapıyı şöyle özetlemek mümkündür: Âriflerin Satrancı bir tabla oyunudur (board game). Üzerinde değişen sayılarda dörtgen kutucuklar (haneler, kareler) vardır. Bir zar veya benzeri araçlarla rastgele elde edilen rakamlar miktarınca oyuncular bu kareler boyunca ilerlerler. Kareler ahlakî bir sıfatı temsil ederler. Oyun sırasında gelinen bazı kareler oyuncunun daha alt karelere düşmesine sebep olduğu gibi bazıları da daha üst karelere yüksel-mesine vesile olur. Nihayet son kareye ilk ulaşan oyuncu oyunu kazanır. Oyunun amacı iyi ve kötü ahlakın temel kavramlarını muhataba öğretmek ve onu hayat yolculuğuna hazırlamaktır.

ÂriflerinSatrancı’nın mucidi olarak Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin (v. 1240) ismi geçer.[3] Bir sayfalık bir tablodan ibaret olan oyun, isim olarak İbnü’l-Arabî’nin eserleri arasında geçmez.[4]Âriflerin Satrancı tablosunun şerhini yapan Şeyh Muhammed b. el-Hâşimîed-Dimeşkî (1881-1961) de bu konuda İbnü’l-Arabî’ye ait yazılı bir eser bulamadığını beyan etmiştir.

ÂriflerinSatrancı’na benzeyen oyunlara başka kültürlerde de rastlanmaktadır. Şimdi bu benzer oyunları kısaca ele alarak oyunun çetrefil tarihine dalalım.

 

Yılanlar ve Merdivenler (SnakesandLadders)

Ele alacağımız ilk oyun ÂriflerinSatrancı’ndan daha basit bir yapıya sahip, SnakesandLadders(Yılanlar ve Merdivenler) adını taşıyan klasik bir İngiliz çocuk oyunu.[5] Oyun 10 x10 veya 8 x 8 veya 12 x12 karelerden oluşmuş bir levha üzerinde iki ya da daha fazla kişi ile oynanıyor. Her karede bir rakam bulunuyor. Bazı karelerde merdivenler var, bunlar oyuncuyu aşağı bir kareden yukarıdaki bir kareye çıkarıyor. Bazı karelerde ise yılanlar var, bunlar da aşağıdaki bir kareye gönderiyor. Oyuncular attıkları zarlarda çıkan rakama göre kareler boyunca ilerliyorlar. Ya bir yılana takılıp aşağı düşüyorlar ya da bir merdivene denk gelip yukarı çıkıyorlar. Bu şekilde son kareye ilk varan oyunu tamamlıyor ve kazanmış oluyor. Kısaca bu şekilde tarif edebileceğimiz oyun oldukça basit bir çocuk oyunu. Karelerde ahlakîkavramlar temsil edilmemiş olduğundan sadece çocukların sayma melekesini geliştiren ve eğlendiren bir oyun görünümünde.

 

Resim 1: İngiliz Yılanlar ve Merdivenler oyununun eski bir nüshası, bazı karelerde ahlaki kavramların yazıldığı göze çarpıyor.

 

“Yılanlar ve Merdivenler”oyunu yaygın kanaate göre Hindistan kökenlidir. Vaikunthapaali (Vaikuntha merdiveni) veya ParamapadaSopanam (Kurtuluş Merdiveni) adıyla anılan oyuna dayanır. Bu Hint oyununun basitleştirilmiş daha yeni bir biçimi 1892 yılında Londralı John Jaques tarafından İngiltere’ye götürülmüş ve 20.yüzyılın başından itibaren hayli popüler olmuştur. 1943’te de MiltonBradley’in Amerika’ya götürdüğü oyun burada “ChutesandLadders” (Kaydıraklar ve Merdivenler) adıyla yaygınlaşmıştır.

 

Resim 2: 72 haneli (Vaisnava) gyānchaupar levhası, yaklaşık 1780, Luknov.

 

Hindu Kaynaklar

Sıra Hint’e gelince karşımıza çok sayıda benzer oyun çıkıyor. Kendi içinde bir umman olan Hint diyarı, çeşitli unsurlarıyla bu oyuna değişik biçimler vermiş.[6] Bu biçimleri şu şekilde tasnif edebiliriz:

  • Hindu
  • Hindu-Nepal
  • Jain
  • Budist-Tibet

 

Oyundaki kare sayıları 72, 84, 100, 124, hatta bazı yerlerde 342 ve 360’a kadar çıkabiliyor. Oyunun ana mantığı aynı olmakla birlikte karelere tekabül eden kavramlar, nihaî menzil, iniş ve çıkış kareleri ve bu karelerin adedi değişiyor. Bu değişikliklere göre oyun farklı bir adla anılıyor. Dikkati çeken husus, oyunun tarihsel olarak kare sayılarının artması ile değişiklik göstermesi, içerik olarak da inançlara göre farklılık arz etmesidir.

Söz konusu oyunlar bölge ve inanca göre değişik adlarla anılırlar. Bu isim çokluğu oyunun varyasyonlarının çokluğundan kaynaklanır. Toplu olarak bu isimleri şöyle sıralayabiliriz:

 

Hindu:

  1. GyānchauparveyaGyānchaupad oyunun en yaygın ve genel adı (HinduizminVaisnava mezhebinde).
  2. Mokşapatamu(AndhraPradesheyaletinde konuşulan Telugu dilindeki biçimi)
  3. Vaikunthapaali(AndhraPradesh eyaletinde)
  4. Leela
  5. Vaikuntapaali
  6. Paramapada

 

Jain: 

  1. Gyānbaziveyagyāncaupad

 

Nepal:

  1. Nāgapāsa
  2. VaikunthaKhel

 

Oyunun Hindu vaJain biçimi genellikle gyāncaupad adıyla bilinir. 18. ve 19.yüzyıllar boyunca kuzey ve batı Hindistan’da birçok mezhebî biçimi oynanıyordu. Oyun levhası genelde kağıt veya kumaş benzeri yıpranır malzemelerden olduğundan günümüze 18. yüzyıldan öncesine ait bir örneği kalamamıştır.

Günümüzde Hindistan’da oynanması terk edilmiş olan oyun yerini basit ve seküler İngiliz oyununa (Hintçe sānp-sidhi) bırakmıştır. Geleneksel gyānchaupar’ınGujarat’takiJain topluluğu tarafından Paryusana bayramı sırasında oynandığı söylenmektedir.

Oyunda zarın dışında ikiye bölünmüş demirhindi çekirdekleri, deniz kabukları, iki ya da daha fazla renkli bilezik parçaları veya renkli cam parçaları kullanılır.

Gyānchaupar’ın en yaygın bakiyeleri 72 haneli olan Vaisnava (Vişnuculuk, Hindistan’da en yaygın mezhep) biçimi veya 84 kareli Jain levhalarıdır.

Oyunun konusu, Vaikuntha’ya (Vişnu’nun ikametgahı) ulaşmaktır ki yeri en üst sıranın ortasındaki 68. karedir. Resim 2’de görülen örneğinde Hint kavramlarının okunuşu Arap harfleriyle de yazılmıştır. Bu ilginç nüsha oyunun hint coğrafyasında Arap harflerini okuyabilen (dolayısıyla müslüman) kişilere hitaben hazırlandığı fikrini vermektedir.

Batı Hindistan’da 18. ve 19.yüzyılda kullanılan gyānchaupar levhaları 84 karelidir, 9 x 9 sıraya ilave olarak üstte üç kare bulunur.[7]

 

Resim 3: 132 haneli VaikunthapaaliveyaParamapadaSopanam.

http://laxmivishnu.blogspot.com/2011/03/vaikuntapaali-or-paramapada-sopanam.html

 

Hindu

MokşaPatamu: Bu oyun kadim Hindistan’da MokşaPatamu adıyla (AndhraPradesheyaletinde konuşulan Telugu dilindeki biçimi) biliniyordu ve 16. yüzyıla dayanan Jain versiyonununGyānbazi oyununa dayandığı söyleniyor.

MokşaPatamu,[8] Hindu manevi öğretilerini çocuklara öğretmek maksadıyla icad edilmiş bir oyun görünümünde. Bu oyunun bütün türlerinde olduğu gibi merdivenler kişiyi yükselten hasletleri, yılanlar ise alçaltan kötülükleri gösteriyor. Manevi arınma yolunda kişi son nokta olan kurtuluşa (Mokşa) ulaşıyor. Eğer kötü amellere saplanıp kalırsa o zamanda günaha ve düşüşe (Patamu) duçar oluyor. Oyundaki basamakların sayısı değişiyor. MokşaPatamu’da 100 basamak bulunuyor. Oyundaki yükseliş basamakları inanç (12), güvenilirlik (52), cömertlik (57), bilgi (76), zühd (78); düşüşe sebep olan kötü basamaklar ise itaatsizlik (41), kendini beğenme (44), kabalık (49), hırsızlık (52), yalancılık (78), sarhoşluk (62), borç (69), öfke (84), tamah (92), kibir (95), cinayet (73) ve şehvet (99).

Oyunun kökeni hakkındaki rivayetler muhtelif. Bazıları onu M.Ö. 2. yüzyıla dayandırırken aslının kadim Hint oyunu dasapada olduğunu söylüyorlar. 10 x10 kareli (dasa, on demektir) bir levha üzerinde oynanan oyun, satranç da dahil birçok levhalı oyunun atası kabul ediliyor.

Bir rivayette oyunu icat eden kişi olarak bir Hint azizi olan Gyāneshwar’ın adı geçer.[9]Bu rivayet yaygın olmakla birlikte
herhangi bir ilmi temeline rastlayamadık.[10]

 

Vaikunthapaali veyaParamapadaSopanam:AndhraPradesh eyaletinde bu oyunun diğer bir adı ise Vaikunthapaali yani Vaikuntha merdivenidir. Bu oyunda son nokta, tanrı Vişnu’nun ikametgahı olan Vaikunta’dır ve oyun da ismini buradan alır.

Oyunun diğer bir adı ParamapadaSopanam’dır. 132 karesi vardır ve her karede farklı bir resim bulunur. Adı “En üst mekana adımlar” anlamına gelir (parama padaen üst mekan vesopanamadımlar).[11]

 

Leela: Oyunun Leelaadındaki başka bir biçimi 72 basamak içerir.Leela hakkında HarishJohari şu bilgileri veriyor:[12]  “Orijinal ismi GyānChaupad (gyān: bilgi, chaupad: zarla oynanan oyun, yani “bilgi oyunu”) olan oyun, deruni hallere ve Dharma’­nın ilkelerine bir anahtar olmak üzere bilgeler tarafından icat edildi. … Oyun oynanırken kişi otomatik olarak oyun levhasının kareleri üzerinde hareket eder. Her kare, farklı bir deruni hali olduğu kadar bir [varlık] düzlemini de temsil eder. Her isim zihni tetikler ve oyuncunun bilincini bir kareye gelir gelmez kelimenin ötesindeki mefhumu tefekküre sevk eder.”

Joharioyunun kökeni hakkında da şunları söylüyor: “Bugün Leela olarak adlandırdığımız oyunun ortaya çıkış tarihini ya da mucidini bilmiyoruz. Hint edebi geleneğinde genel bir kural olarak müelliflerin isimleri önemsiz kabul edilir. Müellif, Tanrı’nın elinde bir kalem, bir ifade aracından başka bir şey değildir ve bu yüzden adı kaydedilmez. Oyunun terkibinde görülen etkiler, en azından 2000 yıllık bir süreye işaret eder.”

 

Resim 4: HarishJohari’nin çizimi ile Leela.

 

Johari’nin kitabında kullandığı oyunun levhası ise yaklaşık 150 yıl önce UttarPradesheyaletinde yaşayan bir aileye ait. Müellif ayrıca oyun levhasıyla birlikte kullanılan bir ilahi kitapçığından bahseder ki oyuncu, geldiği her karede ilgili ilahiyi okur. Ancak bu kitapçık bugün kayıptır, dolayısıyla basamakların açıklaması için kullanılabilecek bu kaynaktan mahrumuz. Müellif bu oyunu, gençken oynamış ve tarikatına girmiş kişilerden ve aile geleneğinden aldığı bilgilerle oyunun açıklamasını yapmıştır. Johari’nin kitabında açıkladığı ve Leela oyununun basamaklarını teşkil eden 72 basamak şunlardır:

  1. Janma: Doğum 2. Maya:Yanılsama3. Krodh:Öfke 4. Lobh:Açgözlülük 5. Bhu-loka:Fiziki düzlem 6. Moha:Aldanma 7. Mada:Kendini beğenmişlik 8. Matsar veya matsarya:Servet hırsı 9. Kama-loka:Hissi/mahsus düzlem 10. Shuddhi veya tapah:Arınma 11. Gandharvas:Eğlence, müzik12. Eirsha:Gıpta/kıskançlık 13. Antariksha:Yukarı astral düzlem 14. Bhuvar-loka:Aşağı astral düzlem 15. Naga-loka:Hayal düzlemi, yeraltı16. Dwesh:Kıskançlık 17. Daya:Merhamet 18. Harsha-loka:Eğlence düzlemi19. Karma-loka:Karma düzlemi20. Daan:Hayırseverlik 21. Saman paap:Kefaret 22. Dharma-loka:Dharma düzlemi23. Swarga-loka:Semavi düzlem 24. Ku-sang-loka:Kötü arkadaşlık 25. Su-sang-loka:İyi arkadaşlık 26. Dukh:Keder 27. Parmarth:Benliksiz hizmet 28. Sudharma:Doğru inanç 29. Adharma:Batıl inanç 30. Uttamgati:İyi meyiller 31. Yaksha-loka:Tabiat ruhları düzlemi 32. Maha- veyamahar-loka:Devalar düzlemi 33. Gandha-loka:Güzel koku düzlemi 34. Rasa-loka:Lezzet düzlemi 35. Narka-loka:Ölüler âlemi 36. Swatch:Açıklık 37. Jnana:Hikmet 38. Prana-loka:Enerji düzlemi 39. Apana-loka:Eleme düzlemi 40. Vyana-loka:Deveran düzlemi 41. Jana-loka:Yaratıcı düzlem 42. Agni-loka:Ateş düzlemi 43. Manushya-janma:İnsani doğum 44. Avidya:Yanlış bilgi 45. Suvidya:Doğru bilgi 46. Vivek:Bilinç 47. Saraswati:Hikmet tanrıçası 48. Yamuna:Yamuna nehri49. Ganga:Ganj nehri50. Tapa-loka:Sertlik düzlemi 51. Prithvi:Dünya 52. Himsa-loka:Şiddet düzlemi 53. Jala-loka:Su düzlemi 54. Bhakti-loka:Adama/fedakarlık düzlemi 55. Ahamkara:Ego 56. Omkar:İlk ses düzlemi 57. Vayu-loka:Hava düzlemi 58. Teja-loka:Işık düzlemi 59. Satya-loka:Hakikat düzlemi 60. Subuddhi:Müsbet akıl 61. Durbuddhi:Menfi akıl 62. Sukh:Mutluluk 63. Tamas:Karanlık 64. Prakriti-loka:Tabiat düzlemi 65. Uranta-loka:İçsel mekan düzlemi 66. Ananda-loka:Bahtiyarlık düzlemi 67. Vaikuntha-loka:En yüksek taht düzlemi68. Rudra-loka:Şiva düzlemi69. Brahma-loka:Yaratma düzlemi 70. Satoguna:İyi nitelikler 71. Rajoguna:Faal nitelikler 72. Tamoguna:Donuk nitelikler

 

Jain

Gyānbazi: Oyunun diğer bir türünün adı ‘bilgi oyunu’ anlamında gyān (jnana)- choupadveya gyānbazidir. Hindistan’da Jainistler arasında yaygın olan Gyānbazi,yağmur mevsiminde 10 günlük oruç tuttukları Paryusana bayramında oynadıkları bir oyundur.[13] Hindistan’ın Rajasthan eyaletinin saraylarında 18. ve 19. yüzyılda kadınlar arasında oldukça yaygındı. Bugün dahi popüler olan oyunun oynanış biçimi diğer türleriyle aynıdır. Oyundaki basamaklar Jainizmin kavramlarını yansıtır.[14]

  1. Beş duyulu canlılar, 2. 400.000 cehennemî varlık, 3.Beş duyulu ve şiddetli tutkulu bilinçli varlıklar, 4.En cahil, 5.Bitkisel cisimler, beş duyulu varlıklar ve insan, 6.Yönlerin ve rüzgarın tanrısal prensleri, 7. Saf bir hal ile sonuçlanan zapt etme merdiveni, 8.Korku ve haset, 9.Öfke, 10.Kibir, 11.Hilekarlık, 12.Aç gözlülük, 13.Samimi ilişkiler, 14.Ateşin tanrısal prensleri, 15.Kısmî zapt etme, 16.Yıldırımın tanrısal prensi, 17.İnançsız, 18.Yılanların tanrısal prensi, 19.Şeytanların tanrısal prensi, 20.Zahidane fikirli fakat tutkulu, 21. 700.000 toprak cisimleri(sadece dokunma duyusuna sahip), 22. 700.000 su cisimleri(sadece dokunma duyusuna sahip), 23. 700.000 ateş cisimleri(sadece dokunma duyusuna sahip), 24.Kısmi zapt ve avamın yeminlerini gözleme, 25.Kısmi zapt ve duyuların objeleriyle bütünleşme, 26.Daima iyi ile sonuçlanma, 27.İyi eylemleri açıklayan, 28.Saflıkta ilerlemeye ilk adım, 29. Manevi ilerleme, fakat tutkular hâlâ mevcut, 30.Dinin tahakkuku, 31.İyi ve kötü tabiat, 32.Fakirlere saf hizmet sunma, 33.Kendini kontrol, fakat tutkularla karışık, 34. 700.000 hava cisimleri(sadece dokunma duyusuna sahip), 35. 1.000.000 bitkisel cisimler(sadece dokunma duyusuna sahip), 36.Nefsin ateşli sarı rengi, 37.Karma’nın etkilerini durdurmaya muktedir, 38.Yaşayan azizlere kendini adama, 39.Beş duyulu insanoğlu, 40.Kaba yeminleri gözleyiciler, 41.Nefsin lotus pembesi rengi, 42.İhmalin yokluğu, 43.Üç tali yemin, 44.Tutkuların pasifleştirilmesi safhası, 45.Canlılara zorbalık, 46.Gittikçe saflaşan tecrübeler, 47.Karma’yı veya tutkuları yıkan, 48.Alışkanlığı yenmek, 49.Orta bir derecenin dönüşümü, 50.Nefsin beyaz rengi, 51.Manevi ilerleme, 52.Başkalarına ihanet eden, 53. 200.000 dört duyulu varlık (işitme yok)), 54. 200.000 üç duyulu varlık (işitme ve görme yok), 55.Saygıya doğal meyil, 56.Saudharmatanrılar âlemi, 57.Aishanatanrılar âlemi, 58.Sanatkumaracenneti, 59.Mahendratanrılar âlemi, 60.Kendini kontrolün yokluğu, 61. Brahma’nın tanrılar âlemi, 62.Lantakatanrılar âlemi, 63.Shukratanrılar âlemi, 64.Sahasraratanrılar âlemi, 65. Arana cenneti, 66.Acyutacenneti, 67.Bencillik, 68.İnatçılık, 69.Şöhrete bağlılık, 70.Büyük yanılgı, 71.Kutsal mekanın tanrılar âlemi, 72.Âlemin dört koruyucusu (dört yön), 73.Beş duyuya bağlılık, 74.Nefsin koyu mavi veya yeşil rengi, 75.Nefsin siyah rengi, 77.Güzel boyun tanrıları[15], 78.Çok güzel boyun tanrıları, 79.Asil boyun tanrıları, 80.Doğru inancı tahrip eden, 81.Bilge boyun tanrıları, 82.Boyun tanrılarını görmeye keyifli, 83.Yanılgısız boyun tanrıları, 84.Şerefli boyun tanrıları, 85.Zafer (Beş Aşılmaz Tanrıdan biri), 86.Fetih (Beş Aşılmaz Tanrıdan biri), 87.Muzaffer(Beş Aşılmaz Tanrıdan biri), 88.Fethedilemez (Beş Aşılmaz Tanrıdan biri), 89.Her hedefinde mükemmel (Beş Aşılmaz Tanrıdan biri), 90.Mükemmellik mekanı.

 

Resim 5:JainGyānbazi -19. yy.

İmal yeri Gujarat veya güney Rajasthan, 19.yy sonu veya 20.yy başı, 58,4 x 52,4 cm, kumaş üzerine, Londra Müzesi.

Yukarıdaki dört katlı köşk, cennetleri sembolize eder. Tepesindeki tavus kuşlarının eşlik ettiği hilal, hür varlıkların yaşadığı yerdir. İyi bir jain buraya ulaşmak için gayret eder. Köşkün bir yanında yedi başlı atıyla güneş tanrısı, diğer tarafında bir antiloba binen ay tanrısı bulunur. Şekilde köşk kısmı dahil toplam 90 kare vardır.

Victoria and Albert Museum, Londra.

http://collections.vam.ac.uk/item/O59776/game-gyānbazi/

Resim6:Nāgapāsa, Nepal 18. yy. sonu, FieldMuseum of Natural History, Chicago

 

Nepal’in Nāgapāsa’

Nepal’in Nāgapāsa adlı oyunu.[16] Benzer oyunlar Hindistan ve Tibet’te de bilinir. İlginç olan her ülke bu oyuna farklı bir ad verir ve kısmen farklar içerir.

Oyunun tabloları kırmızı ve siyah yılanlar (nāgas) içerir. İsmi de buradan gelir ki tam manası “yılanın tuzağına düşmek” demektir. Siyah yılanlar kötü niyeti (bedhahlık), kırmızılar iyilikseverliği (hayırhahlık) sembolize eder. Oyuncunun amacı, zarın temsil ettiği karma tecellilerini aşarak son noktaya Vişnu’nun ikametgâhı olan kozmik bilince varmaktır.

Nepal’de oyun VaikunthaKhel (Vaikuntha’nın oyunu) adıyla da bilinir. Vaikuntha, Vişnu’nun ikametgahıdır.

Oyun 9 x 8 =72 kareden oluşur. Sekiz satır ayrı bir sahayı, ayrı bir bilinç ve varlık seviyesini temsil eder. 1. Beşerî varoluş sahası, 2. Hayal sahası, 3. Karma sahası, 4. Denge sahası, 5. İnsanî bilinç sahası, 6. Bilgi sahası, 7. Hakikat sahası, 8. İlahî saha.

Tibet’teki oyunun, Sa-skyaPandita tarafından hasta annesini eğlendirmek için icad edildiği söylenir. Günümüzdeki biçimleri 100 kareli olsa da ilk biçimleri 72 kareden müteşekkildi.[17]

Başka bir rivayete göre oyun, nirvanaya ulaşmayı amaçlayan bir ortaçağ Budist Tibet oyununa dayanır. Kareleri kozmik coğrafyanın 104 kısmını gösterir. Oyunu genellikle SakyaPandita[18] (1182–1251) adıyla anılan (tam adı Sakya(veya Sa-skya) PanditaKungaGyeltsen veya KungaGylatshan Pal Zangpo) bir Tibetli bilge icat etmiştir. Tibet’in en yüksek beş Sakyaüstadından biridir.[19]

Nepal oyunu Hindu inancına, Tibet oyunu ise Budist inancına göre şekillenmiştir. Tibet versiyonunda son nokta nirvana iken Nepal’de üç Hindu tanrısının sahasına ulaştırmayı vaat eder.

Tibet oyununda yılanlar bulunmaz, inişler yılanlarla temsil edilmez.[20] Yılan unsuru Nepal katkısı gibi görünmektedir. İşin ilginci Nepal dağları öldürücü yılanlarla dolu olmadığı halde vadide sayısız yılan efsanesi vardır.

Son olarak Hint coğrafyasından oyunla ilgili ilginç bir hususa değinelim. Oyunun Hint biçimleri 19. yüzyılın sonun yerini basitleştirilmiş Batılı biçimine bırakıp tarihin karanlıklarına çekilirken Kısmet adında bu geçiş dönemine ait bir biçimine rastlıyoruz. Aynen “Yılanlar ve Merdivenler”e benzeyen oyunun niçin Müslümanlara ait bir kelime ile isimlendirildiği dikkate değer bir husustur.

 

Hint’teki Müslüman Biçimi

Resim 7’de söz konusu oyunun Hint coğrafyasında bulunan Müslüman biçimi görülmektedir.[21] 1805 tarihlidir ve kalem, mürekkep ve suluboya ile İngiliz kağıdı üzerine yapılmıştır. Üzerinde alındığı koleksiyonun sahibi General Harriott’un el yazısı ile şu ibare yazılıdır: “gyānchaupar-zarla oynanan bir oyun, Kuzey Hindistan’da.”

10 x 10 = 100 kareden oluşur. Kareler numaralandırılmamıştır. Her karenin temsil ettiği manevi vasıf Farsça olarak yazılıdır. Tablonun tepesinde 101. kare, Moğol camisi kemeri biçimindedir ve son durak olan “Allah’ın Arşı”nı temsil eder. Basamakların listesi aşağıdaki tabloda verilecektir.

Tablonun arkasındaki yazı oyunun kurallarını verir: Oynamak için 6 deniz kabuğu kullanılır. Her oyuncu 10 puan elde ederse, yani 5 kabuk yüzüstü (berrû) düşer ve biri sırt üstü (ber puşt) kalırsa oyuna başlayabilir. Sonra oyun, deniz kabuklarının atılması ile şu biçimde devam eder. 4 yüz 2 sırt gelirse bu 2 eder, 3 yüz 3 sırt gelirse 3; 2 yüz 4 sırt gelirse 4; 1 yüz 5 sırt gelirse 5; altısı da sırt gelirse 6; altısı da yüz gelirse yine 6 gelmiş olur.

 

Resim 7: Hint coğrafyasına ait Âriflerin Satrancı. Bu örnek Londra’da RoyalAsiaticSociety’dedir. BenzerlerineOxford’daki AshmoleanMuseum’da, Londra ve Cambridge’deki koleksiyonlarda rastlanabilir.[22]

Resim 8: Hint coğrafyasına ait başka bir Âriflerin Satrancı örneği.

Yüzbaşı Henry R Lawrence’ın 1857’de Kuzey Hindistan’dan aldığı nüsha.

Museum of Archaeology&Anthropology, Cambridgge.

 

 

Resim 9: İran’a ait diğer bir “Şatranc-ı Urefâ” tablosu. Muhtemelen yirminci yüzyılın başında Tahran’da basılmıştır.

 

Resim 10: İran’a ait bir Âriflerin Satrancı tablosu. Adem’den başlayıp Fena fillah’da biten 124 basamak içeriyor. Tablonun sağ ve sol kenarındaki sütunda oyunun basamakları yerine gel ve git (biyâ,biru) yazan haneler vardır. Oklarda ise iniş ve çıkış işaretleri gösterilmemiştir. Kötü ahlaka ait hanelerdeki okların inişe, iyi ahlaka ait hanelerdeki okların çıkışa işaret ettiği anlaşılmaktadır.

 

 

İran

İran’a ait vereceğimiz ilk levha (Resim 9), Hint’e ait Resim 8’deki levhanın neredeyse aynısı ve bu bakımdan bu oyuna karşı ilginin nereden nereye doğru bir seyir izlediğine işaret eden önemli bir halka hüviyetinde. Tablonun bir diğer özelliği merkezdeki hanelerin etrafında mısralar halinde farsça beyitlerin yertleştirilmiş olması. Beyitlerde hamdele ve salveleden sonra oyunun önemine işaret eden ifadeler, altı atanın oyuna başlayacağı, yukarı doğru ilerleyeceği, merdivene gelince yükseleceği, yılanın ağzına denk gelince düşeceği anlatılıyor. Tablonun altındaki yazılarda (en üstte Şatrancu’l-Urefa yazmasına rağmen) tabloya “nerd-i urefa” adı verilir ve “ez mekkârât-ı Şeyh Baha” ifadesiyle icad edenin adı zikredilir. Muhtemelen Bahaiyye’ye ait olan bu levhada, oyunu kendilerine nisbet ettikleri görülüyor. Resmedenin adı Rıza Deryânî olarak okunuyor ve satış merkezi Tahran olarak belirtiliyor.

İkinci örnek,Seyr der Tasavvuf adlı Nureddin MüderrisîÇehardehî’ye (1919-1998) ait Farsça bir kitapta[23] da geçiyor. Ariflerin satrancının değişik bir biçimi olan bu nüshada 145 kare (12 x 12 +1) bulunuyor. Çehardehi oyun hakkında bilinen bilgileri tekrarlamaktan öteye gitmiyor. (Aşağıdaki Şatranc-ı Urefa Örnekleri Tablosunda İran sütunu.)

Üçüncü örnek Nubahşiye tarikatının yirminci yüzyıldaki önemli siması ve birçok eserin müellifi Dr. CevadNubahş’a (1926-2008) ait. O, bu konuda müstakil bir kitap yazmış. Maalesef kitabı göremedik. Ancak aynı tarikatın yayın organı olan Sufi dergisinde (sayı 70 Bahar 1385, s. 19-23) konuyla alakalı Dr. Rıza Alizade’nin makalesinde CevadNurbahş’ın tablosundan hazılanmış bir nüsha veriliyor (Resim 11) ve kısa açıklaması yapılıyor.

 

Resim 11: CevadNurbhaş’a ait bir Âriflerin Satrancı tablosu. Adem’den Arş-ı ala’ya giden yolculuğu gösteriyor.

Bu ilginç tablo, oyunun çağdaş versiyonlarından biri olması hasebiyle önem arz ediyor. Hanelerin sayısı iyice artırılarak 17 x 17 +1 hane ile 290’a çıkarılıyor. Oyun yine “Adem” hanesiyle başlıyor ve en üstteki “el-Arşu’l-A’lâ”da bitiyor. Burası, üzerinde bir hilal bulunan 13 köşeli yıldız şekinde resmedilmiş ve bu noktaya yükselen merdiven de bir mum ve pervane sembolleriyle desteklenmiş. Tablonun kenarlarında oyunun oynanış düzenini belirten yön işaretleri konmuş (Şekil 1’de verdiğimiz düzenle aynı). En üstte sağda Dr. CevadNurbahş’ın izniyle hazırlandığı belirtiliyor. Sol köşede ise “Hankah-ı Nimetullahî” yazısının üstünde tarikatın amblemi görülüyor. Arş hanesinin etrafında –aralarındaki farsça manzumelerle birlikte- büyük harflerle dört kavram sıralanmış:

Tahliye (süsleme, donatma)                   Fena (yok olma)

Tahliye (boşaltma, serbest bırakma)      Tecliye(cilalama, arıtma)

 

Şekil 1: Şatranc-ı Urefa’da ve hint biçimlerinde oyunun oynanış sırası ve yönü.

 

Osmanlı

Osmanlı coğrafyasında çok sayıda Satranc-ı Urefâ adıyla anılan tabloya rastlanmaktadır. 19. yüzyıldan daha eski nüshalarını bulamadığımız bu tabloların bir kısmı yazma bir kısmı matbudur. Oyunun yaygınlaşmasının 19. yüzyıl sonunda olduğu anlaşılıyor ki bu da Hint türlerinin yaygınlaşması ve Batı’ya geçtiği tarihine denk gelmektedir.

Oyunun mahiyeti veya nasıl oynanacağı hususunda Osmanlı dönemine ait bir esere şimdilik tesadüf edemedik. Rastlanan en eski kaynak, Resimli Ay mecmuasındaki bir yazıdır.[24]

Malik Aksel, Türklerde Dini Resimler adlı eserinde şöyle yazıyor: “…burada yer alan kelimelerden bunun bir çeşit tasavvufî manalar taşıdığı seziliyor. Oklar ve yılanlarla bezenmiş bu satranç resimleri bundan kırk sene öncesine kadar Beyazıt’ta Hattatlar Çarşısı’nda mukavva üzerine yapıştırılmışları, türlü boyda olanları görülürdü. Bunlar tek zarla oynanırdı. Ortalarda küçük yılan resimleriyle oklar, iki yanda iki büyük yılan levhanın sağ ve solunu baştanbaşa kaplardı. Bu satrancın bir ucu “visal”de biter yahut burada göründüğü gibi “mest fi zatillah”da son ererdi. Yılansız olanlarda ise oklar başaşağı ve başyukarıdır. Zar iyi manaya gelen kelimeye rastlarsa oradaki okun uzunluğunca yükselir, fena manaya gelen kelimeye rastlarsa okun boyunca geriye döner. Mesela okların bir ucu “aşk-ı hakiki”yi gösterirse diğer ucu “aşk-ı mecazî”yi gösterir. Sahranın bir ucu vahşettir, fi sebilillahbehişt’e, mürşid-i kâmil fenafillah’a, marifet Lâhût’a bina billah [beka billah olmalı] mest fi zatillah’a varır, böylece oyun son bulur.”[25]

Resim 12: Malik Aksel’in verdiği Şatranc-ı Urefa tablosu (Tabloda Osmanlı 1 sütunu).

 

Satranc-ı Urefâ hakkında Necip Fazıl Kısakürek Büyük Doğu’nun 2 Mayıs 1958 tarihli nüshasında[26] bir yazı yazmış ve daha sonra bu yazıyı İman veKüfür Atlası adlı eserine de almıştır. Bu yazıda oyunun oynanma düzenini ve dolayısıyla basamakların sırasını sağ taraftan başlatmış ve her sırada tekrar sağ baştan devam ederek vermiştir. Halbuki oyunun oynanış düzeni İbn Arabî’ye atfedilen biçiminde Şekil 1’de gösterildiği gibi olmalıdır ki bu, Hint sırlamasına da uygundur.

 

Resim 13: Osmanlı dönemine ait el yapımı Şatranc tablosu, İrvin Cemil Schick koleksiyonu (Tabloda Osmanlı 2 sütunu).

 

Bahsettiğimiz ve örneklerini verdiğimiz Şatranc-ı Urefa nüshalarındaki basamakları aşağıda bir tablo halinde sunuyoruz. İlk sırada İbn Arabî’ye atfedilen tablonun basamakları yer alıyor. Osmanlı 1 başlığı altındaki ikinci sütunda Malik Aksel’in verdiği tablonun dökümü yer alıyor. Aksel’in sunduğu çizimde –bunu kendisinin bir orijinal nüshaya bakarak çizdiği anlaşılıyor- dört hanenin isimleri verilmemiştir. Bu eksikliğe rağmen Aksel’in nüshasını sunmayı uygun bulduk, çünkü İbn Arabî’ye atfedilen düzene diğerlerinden daha yakındır. Osmanlı 2 başlığı altındaki sütünda Resim 13’de suretini verdiğimiz nüshanın dökümünü sunuyoruz.[27] Bu nüsha Necip Fazıl’ın ve Yusuf Çağlar’ın sunduğu nüshanın büyük oranda aynısıdır.[28] Bu nüshayı seçmemizin sebebi de Osmanlı dönemindeki çok sayıda matbu nüshadan daha sahih olduğuna kanaat getirmemizdir. Hint başlığı altındaki sütünda Resim 7’de verilen Hint bölgesine ait nüshanın dökümünü sıralıyoruz. Son olarak İran başlığı altında Resim 10’de sunduğumuz İran kaynaklı “Şatrancu’l-Urefâ”nın dökümünü verdik. Bu nüsha 145 basamak içermektedir. Dolayısıyla aşağıdaki tabloya sığmayan 101’den sonraki basamakları tablodan sonra sıralanmıştır.

 

Şatranc-ı Urefa Örnekleri Basamaklar Tablosu

Sıra İbn Arabî Osmanlı 1 Osmanlı 2 Hint İran
1 Yokluk Adem Rızâ Adem Adem
2 Varlığın Doğumu Derya-yıGadab/Gayb Karar Vilâdet Vücûd
3 Rıza Kapısı Ruh Gurbet Akıl Mihnet
4 Arzu Cehalet Hüzn Mihnet Zillet
5 Mezellet Adavet Tahte’s-Serâ Tahte’s-Serâ
6 Toprak Altı Nedamet Cehâlet Cehâlet
7 Cehalet Kavga Kine (Kin) Nefs-i Emmâre
8 Kin Recâ Hıyânet Şehvet
9 Kötü Fiiller İnfisal Teessüf Zillet Kîne
10 Mihnet Şehvet Zillet Şehvet Sehavet
11 Edebi Az ↓9 Bî-edeb↓9 Muhabbet-i seg↓9 Bî-dîn↓9 Havf
12 Hıyanet Hıyanet Mihnet İnfiâl Siccîn
13 Yerilmiş Fiiller Ef’âl-i Zemîme Dûzah Fi’l-i Zemîme İnfiâl
14 Cehennem Duzah Zeval Vesâvis Hod-bînî
15 Yasak Şeyler Menal ? Ta’n-ı halk Dûzah Vahşet
16 Büyük Deniz Bâd Zahmet Hasret Sırr
17 Hasret Hasret Meşakkat Gam Cehennem
18 Kötü Huy Seyyie-i Hulk Cehâlet Gadab Ta’n-ı Halk
19 Nifâk Takva Adem Ta’n-ı Halk Hasret
20 Endişe Vesvâs Arzu Hûşî(Hoşluk) Nefs-i Levvâme
21 Bast Mestî ? Dâm Mestî Hayret
22 Tamahkârlık Tama’ ↓5 Rakib↓5 Tama’↓8 Mahv ender mahv
23 Mecazi Aşk ↑44 Aşk-ı Mecâzî ↑44 Eyyâm Aşk-ı Mecâzî↑44 Pul-i Sırat
24 Deniz Hurma Fırsat ↑45 Derya Deryay-yıGadab
25 Arz Zemîn Zaman Zemîn Mestî
26 Korku Havf Merhamet Havf Zemîn
27 Haşyet Vahşet Cefa ↑31 Vahşet↑31 Nefs-i Mülhime
28 A’râf Lâf Hased↓12 Lâf (boş söz)↓12 Sohbet-i Nîk
29 Hakk’a Dua ↑57 Değâ-bâzî (Hilekârlık) Kin ↓13 Değabâzî↓6 Emr be-ma’rûf
30 Kötü Sohbet ↓7 Muhabbet-i bed↓5 İstiğnâ↓8 Sohbet-i bed↓13 Nehy ez Münker
31 Sahrâ Sahra ↓27 Safâ Sahra Şekk
32 Hasta Akıl ↓5 Akl-ı Bed↓14 Ağyâr↓7 Akl-ı Bed↓5 Şeriat
33 Cehl↓6 Bî-ilm Ahlak Bî-ilim↓14 İtikad
34 Haset ↓16 Hased↓5 Nifâk↓4 Hased↓4 Nefs-i Mutmainne
35 Hava Asumân İntizâr Felek Ucb
36 Dağ Kûh Encâm Kûh-i Tûr↑42 Acz
37 Acizlik Acz Fikr Acz Lâf
38 İstenen Amaç Pul-i Sırat Aşk ↑66 Pul-i Sırat (Sırat köprüsü) ↓15 Vesâvis
39 Çıplağa Acıma Terahhum-i gariban ↑57 Sevda ↓15 Rahmberfakirân (Fakirlere acıma)↑66 Tevâzu
40 Hoş Sohbet ↑64 Sohbet-i nîk ↑67 Sitem Sohbet-i nîk (iyi sohbet)↑64 Kizb
41 Razı Olunmuş Emanet Emanet-i Kübra Haslet Bişâret (Müjde) Ârâm
42 Lâtif Ses Avâz-ı hoş Ümid Âvâz-ı hoş (güzel ses) Üns
43 Keder Âzârî Firkat Semâ’ İnkisâr
44 Hakiki Aşk Aşk-ı Hakikî Celâl ↓18 Aşk-ı hakîkî Âsuman
45 Harabeler ↓18 Hararet Kûy -i Cânân Harabât↓14 Sıdk
46 Mahvda Mahvolmak Mahv der mahv İttisaf Mahabbet Nefs-i Raziye
47 Kâmil Akıl Akl-ı kâmil Ârâm Akl-ı nîk Tama’
48 Tahkikler ↑66 Tahkikat Kemâl ↓14 Tahkîkât↑54 Bahr
49 Hüzünlü Kalp Dilâzârî (gönül kırmak) ↓6 Tisyâr ↑53 Dilazârî↓7 Kanaat
50 Allâh’ın Yolunda ↑74 Fî sebilillah ↑74 Âzar ↑69 Sa’ybi-kârillah↑67 Edeb
51 Riyâ↓8 Riya Selâmet Rıza Recā
52 Toprak Hâk Zevk Hâk Hubb-i Dünyâ
53 Su Edeb Terahhum Âb Ef’âl-i Hasene
54 Rahat Ârâm Ahlâk-ı Hamide ↑90 Ârâm Ef’âl-i Zemîme
55 Şecaat ↑90 Şecaat ↑81 Afiv Şecaat Şirk
56 Zinet Arayiş Tecrübe Araf-ı Hoş Akl-ı Küll
57 Güzel Huy Hoş Huy Kesret Mizân Harabât
58 Dimağ İtikad-ı Ârif Hasret Ateş Aşk-ı Mecâzî
59 Sevgi Ateş Tahammül Heva Bî-Aklî
60 Ateş Halîm Sadâkat ↑77 Takva ve Salahiyyet↑77 Seyyiât
61 Hilm İman İttihad İlim Vahdet
62 Kâmil Mürşit ↑96 İlm ↑93 Güzel Mürşid-i Kamil↑75 Tezkiye
63 Zâtî İtikat Saadet-i Daimi Sûziş Bâİtikad-ı bendegî Dil-âverî be-dest
64 Güzel Fiiller Rıdvan Şüphe Fi’l-i Hasene Tedeyyün
65 Yakîn İlm-i Bâlâ Ahd -i necat Yakîn↑87 Kerâmet
66 Ulvî âlem Yakîn Sahra -yıCünûn Âlem-i Bâlâ Hilm
67 Rıdvân Ef’al-i Hasene Uşşak Rıdvân Gaflet
68 Cihad Rıza Teselli Hisab-ı Dareyn Şecaat
69 İlim ↑94 Dimağ Nazar Sâhib-i İlm↑94 Cübn (korkaklık)
70 İman Mürşid-i Kamil ↑87 Tecelli İmân Bî-ilmî
71 Şeriat Şeriat Evham Şeriat↑89 İlim
72 Tarikat Tarikat Ru ‘yet Tarikat↑88 Nefs-i Marziye
73 En Ulu Toprak Turab-ı Azam Aşk -ı Mecazî ↑94 Sevâb-ı azîm Sebîlullah
74 Cennet Bihişt Kerem Bihişt Dil âzârî
75 Varlıkta Fenâ Fena fi’l-Vücûd Vicdan Fenâfi’l-Vücûd Dil
76 Şeyhte Fenâ Fena fi’ş-Şeyh Ferah Fenâfi’ş-Şeyh Zulüm
77 İbadet Mülkü Mülk-i İbâd Vefa Mülk-i İbadet Veleh (kahır, hışım)
78 Cömertlik Sehavet Devam ↑87 Sehavet↑96 Hısset (cimrilik)
79 Hakikat Hakikat Akl-ı Kamil ↑83 Hakikat↑83 Nâsût
80 Marifet Marifet ↑89 Mahv ↑82 Marifet↑82 Tarikat
81 Kevn Şehadet Fırsat Rûh Fıkıh
82 Ruh Nâsût İzzet Lâhût Tecerrüd
83 Lâhût Melekût Müşâhede Ceberût Hüsn-i Hulk
84 Ceberût Velayet Mürşid-i Kamil ↑101 FenâFillah↑101 Sû-i Hulk (Kötü Ahlak)
85 FenâFillâh Nübüvvet Sabır ↑95 Fenâfi’r-Resûl Adl
86 Nübüvvet Fena fi’r-Resûl Nişat Nübüvvet Marifet
87 Velâyet Fena Fillah ↑95 Esrâr Velâyet Hilm
88 Melekût Ceberût Edeb Melekût Murakabe
89 Nâsût Lâhût Şefkat Nâsût Fikr
90 Şehâdet Vücûd-i Velayet Cemâl Şehâdet İzzet
91 Gurûr↓10 Gurur ↓2 Gurur ↓10 Gurur↓18 Rıza
92 İsrâfil İsrafil İftihar İsrafil Hile
93 Cebrâil Mülk-i Muhammed Rağbet Cebrail İman
94 Muhammedî Mülk Bâbu’l-Arş Aşk -ı hakikî Hakikat-ı Muhammedî Riya
95 Arş Beka billah ↑101 Maksud Sidretü’l-Münteha Meczub
96 Bekâ Billâh Mülk-i İbrahim Muhabbet Bâbu’l-Arş Ruh
97 İbrâhim’in Mülkü Mikail Mürüvvet Mülk-i İbrahim Ubudiyet
98 Mikâil Azrail Bâd-ı aşk Mikail Hakikat
99 Azrâil Cebrail Hâlet Azrail Âlem-i Ervâh
100 Şeytan ↓4 Şeytan ↓10 Kaza ↓1 Şeytan-ı Lâin↓10 Mirâc-ı Ruhanî
101 Mest fî zatillah Visâl-i Hak Arş-ı A’lâ Mürşid-i Kamil

 

İran sütununun devamı: 102. İhlas, 103. Fenâfi’l-Vücûd, 104. Turâb-ı Azam, 105. Teslîm, 106. Aşk-ı Hakikî, 107. Mirâc-ı Cismânî, 108. Fenâfi’ş-Şeyh, 109. Tahkikat, 110. Nefs-i Melekiyye, 111. Âlem-i Bâlâ, 112. Yakîn, 113. Kürsî, 114. Levh, 115. Kalem, 116. Tevekkül, 117. Nübüvvet, 118. Nefs-i Selîm, 119. Deryâ-yı Rahmet, 120. Azrâil, 121. Tevbe-i Veli, 122. Hurmet, 123. Makam-ı İbrâhim, 124. Naim, 125. Rıdvân, 126. Muhabbet, 127. Cebrâil, 128. Velâyet, 129. İsrâfîl, 130. Fenâfi’r-Resûl, 131. Mikâil, 132. İlliyyîn, 133. Gurur-i Nefs, 134. Rûhu’l-Kuds, 135. Melekût, 136. Kabe Kavseyn, 137. Mülk-i Muhammed, 138. Bâbu’l-Arş, 139. Lâhût, 140. Ceberût, 141. Lâ-Mekân, 142. Cemiyyet, 143. Nuru’l-Envâr, 144. Şeytanet, 145. FenâFillah.

 

101. Basamak Meselesi

Bu noktada bir meseleye işaret etmek istiyoruz. İbn Arabî’ye atfedilen tabloda son basamak nedir ve oyun hangi basamakta biter? Orijinal tabloda 100. son basamak “Şeytan”dır ve kişiyi 4. haneye gönderir. Dolayısıyla oyun bitmez. Ayrıca oyunun mantığı gereği sonun bir kemale işaret etmesi gerekir. Bu mesele Şeyh Haşimî’nin şerhinde ele alınmamıştır. Dolayısıyla oradan bir cevap bulamıyoruz. Kanaatimizce İbn Arabî’nin düzeninde oyun 96. basamağa ulaşıldığında biter. Bu sonuca bazı Hint örneklerinden hareketle varıyoruz. Resim 2’de ve 4’teki Hint örneklerinde son hane bir yılanın başına denk gelmiş, dolayısıyla düşüşü gösteriyor. Aynı sorunun burada da olduğunu görüyoruz. Yine bu resimlerde en üst sırada ortadaki 3 hane ayrı biçimde tasvir edilmiş. Resim 2’de bu üç hane sağdan sola Şiva-loka, Mokşa ve Brahma-loka (Şiva’nın makamı, Felah ve Brahma’nın makamı) yani kişinin ulaşabileceği en yüksek basamaklar. Resim 4’de de benzer bir durum söz konusudur. Dolayısıyla bu hanelere ulaşan kişinin son kemale ulaştığı ve oyunu tamamladığı düşünülebilir.[29]

Bu yapı bir sıkıntıya yol açıyor ki o da işaret etmeye çalıştığımız, son basamaktan sonra da basamakların bulunması, hatta zeval basamağının mevcudiyetidir. Anlaşılan o ki bu problem o devirlerde de dikkati çekmiş, sonraki dönem Hint oyunlarına bir üst, nihai basamak konması gerekliliğini doğurmuştur. Sunduğumuz diğer Hint örneklerinde bu rahatça görülebilir. İşin ilginç tarafı benzer çözüm Osmanlı örneklerinde sunduğumuz levhalarda da uygulanmış ve nihai noktayı gösteren 101. basamak ilave edilmiştir.

Elinizdeki kitabın beraberinde sunulan oyun levhasında İbn Arabî düzeni sunulmakla birlikte bu “mesele”den ötürü 101. basamak (Visâl-i Hak) eklenmesi uygun bulunmuştur.

 

Nasıl oynanır?

Oyun için gerekli malzemeler: 1. Oyun levhası, 2. Bir zar veya benzeri rastgele altı rakam elde edebileceğiniz bir alet, 3. İki tane farklı biçimde veya renkte pul, düğme veya benzeri nesne.

Oyun genelde iki kişi ile oynanır, ama istenirse tek başına ve çok sayıda kişiyle de oynanabilir. Kura ile veya anlaşarak birisi önce başlar. Zarı atar, ancak 6 rakamı gelene kadar ve oyuna başlayamaz. 6 rakamını bulunca oyuncu ilk haneye pulunu koyarlar ve sıranın tekrar kendine gelmesini bekler. Bir sonraki seferde, gelen rakam kadar hane sayarak ilerler. Sonra diğeri atar ve aynı şekilde ilerler. Aynı haneye denk gelen oyuncular birbirlerini dışarı atmazlar, yani bir hanede birden çok oyuncu bulunabilir. Eğer oyunda ilerleme esnasında bir yılanın başına (veya kitabımızın ilavesinde olduğu gibi zincirin kancasına) tesadüf ederse yılanın kuyruğunun (zincirin alt ucunun) bulunduğu haneye geri döner ve bir sonraki elde oradan devam eder. Eğer bir okun ucuna tesadüf ederse okun diğer sivri ucunun bulunduğu haneye çıkar ve bir sonraki elde oradan devam eder. Son haneye ilk ulaşan oyunu kazanmış olur.

Ancak bu son haneye ulaşmada dikkat edilecek bir husus vardır. 101 haneli oyunun 96-100 haneleri arasında bir hanede bulunan oyuncu attığı zardaki rakam kadar ilerler, ancak attığı rakam onu 101. hanenin ilerisine (ki oyunda böyle bir hane yok) götürecek kadar büyükse o zaman o el oynamaz, bir dahaki elde düşük rakam gelinceye kadar bekler. Örnek verirsek: 96. hanede 6 atan kişi bekler, 5 ve daha küçük atan attığı kadar ilerler. 97. hanedeki kişi 5 ve 6 atarsa bekler daha küçük atarsa ilerler. … 99. hanede bulunan kişi 3 ila 6 arasında bir rakam atarsa bekler, 1 veya 2 atarsa ilerler. 101’e gelmeden 100. haneye (Şeytan) gelen kişi 4. haneye (Arzu) geri döner.

Oyunun bitirilişinde bir diğer yöntem de eğer atılan rakam 101’den (son haneden) büyük bir sayıya denk geliyorsa fazlası kadar geri döner. Yani 97. hanede bulunan oyuncu 6 atarsa 103’e denk gelir ve 101’den iki hane geriye yani 99’a döner (97+6-101=2 hane geri döner).

 

Oyunu Yorumlamak

Âriflerin Satrancı bir oyun olmakla birlikte vakit geçirmek için, yani âriflerin hoş görmediği mâlâyani bir maksatla oynanmaz. Oyunun maksadı Hakk’a giden yolda salike (yolcuya) katetmesi gereken menzilleri, dikkat etmesi gereken tuzakları, değerlendirmesi gereken fırsatları göstermektir. Ayrıca iyi ve kötü ahlakın esaslarını öğrenerek hayata ahlakî bir açıdan bakmayı sağlamaktır. Bu bakımdan Âriflerin Satrancı sıradan bir eğlence aracı değildir.

Aslında kadim oyunların neredeyse hiçbiri bir eğlence aracı olarak icat edilmemişlerdir. Bunu, her bir oyunu iyice incelediğimizde ve oyunun yapısının sergilediği kazanımları dikkate aldığımızda görebiliriz. Mesela tarihçi Mesudî, bugün zeka geliştiren bir strateji oyunu olarak algıladığımız satrançtan bahsederken onun mucidi Hintlilerin “zamanın ve devrin ilerleyişini, bu dünyada hissedilen yüce etkileri ve onları insan ruhuna bağlayan bağları satranç tahtasına dayalı tahminlerle” açıklamak gayesi peşinde olduklarını belirtir.[30] Aslında satranç, dünyevî (seküler) bir oyun olmaktan ziyade ulvî maksatlara götüren (kutsal) bir oyundur.[31] Daha doğru bir ifadeyle kadim insanın zihninde böyle şizofrenik bir bölünme yoktur. Ne var ki kutsal ile bağlantılı olan her şeyi nefsanî arzularımızın güdümüyle tüketime açık seküler bir meta haline getirme itiyadın olan modern insanın bu indirgemeci tavrından oyunlar da nasibini almıştır.

İnsanın başına hiçbir şey tesadüfen gelmez. Bu kaide, yolda bir tanıdıkla karşılaşmamızda geçerli olduğu gibi attığımız bir zar için de geçerlidir. Oyunda zar atışları takdir neticesi başa gelen hadiselerin sembolüdür. Oyun da bir bütün olarak hayatın sembolüdür. Oyun bu anlayışla oynanmalıdır. Hatta tefekkür için oyunlar kaydedilebilir. Kişinin karşılaştığı bir sorunda açmazlarını görebilmesi için veya mevcut halinin bir fotoğrafını çekebilmesi için oyun başvurulacak bir araç olabilir. Hangi duraklara uğrandığı, hangi yılanlara denk gelindiği, hangi özelliklerin fırsatlar arz ettiği özellikle önemlidir. Oyun kişinin nefsine bir aynadır.

 

Bitirirken başa dönmek: Oyunun bir kaynağı var mı?

Buraya kadar oyunun değişik coğafyalara ait farklı biçimlerini sıraladık. Ancak oyunun kaynağı hususunda kesin bir şey söylemedik. Her kültür oyununa bir kaynak belirlemiş ve onu icat eden bir kişi ismi zikretmiş, ancak asıl kişi kim, kaynak ne, ve kim kimden almış net olarak belli değil. Kaynak olarak Hindistan kuvvetle muhtemel olmakla birlikte elimizdeki kaynaklarla bunun kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığını düşünüyoruz. Çünkü daha öncede belirttiğimiz gibi bu kültürlerin hepsinde bu oyun artık canlı bir geleneğin uzantısı değil, unutulmuş, geçmişte kalmış bir kültürün parçası haline gelmiş. Dolayısıyla, yazılı kaynaklar da olmayınca, bir takım varsayımlardan ve efsanelerden öte bir şey yok.  Üstelik bu konuda hiç hesapta olmayan unsurlar da bulunabilir. Son olarak ilginç bir benzerliğe değinmek istiyoruz.

 

Kebes’in Tableti

Sokrates’in talebelerinden ThebesliKebes’e atfedilen Levha[32] adlı eserde bir levha tasvir edilir. Burada yazar bir grupla birlikte gittikleri bir SaturnMabedi’nin (bu mabedin nerede olduğu belirtilmemiştir, Atina’da veya Thebes’te olabilir) duvarında gördüğü levhayı ve açıklamasını nakleder. Levhayı merakla inceleyen yabancıları gören yaşlı bir adam, onlara yaklaşarak levha hakkında bilgi verir. Bu levhanın yıllar önce mabedi ziyaret eden Pisagorcu ve Parmenidesçi bir bilge tarafından mabede sunulduğunu söyler. Artık bu tablonun manasını bilen kimsenin kalmadığını, ancak isterlerse onlara anlatabileceğini belirterek özetle şu açıklamaları yapar:

İnsan hayatının seyrini sembolik olarak anlatan tabloda surlarla ayrılmış iç içe üç bölge halinde bir arazi tasvir edilir. İlk Bölge surlarının kapısında hayata adım atacak çocuklar bulunur. Kapının önünde duran ihtiyar (Akıl) onlara rehberlik ederek gidecekleri yerleri gösterir. Kapının içinde bir kadın (Aldatma) çocuklara içki (Cehalet) sunar. Kimi az kimi çok içerler. Onun yanında bulunan kadınlar (Zanlar, Arzular ve Zevkler)mutluluk vaat ederek gelenleri kandırır. İlerde taşın üstündeki kör, sağır kadın (Talih) onları iyi veya kötüye yönlendirir. Kötü talihe düşenleri Nefse Uyma, Müsriflik, Açgözlülük, Dalkavukluk alı koyarak onlara hakim olurlar. Ancak gelenler zamanla Ceza’ya ve onunla birlikte de Keder, Istırap, Hüzün, Ümitsizlik ve Mutsuzluk’a sürüklenirler. Burada uzun süre işkence görenler Mutsuzluk evine fırlatılırlar. Pişmanlık onları karşılamazsa buradan kurtuluşları yoktur. Pişmanlık’la karşılaşırlarsa bu onları Gerçek veya Sahte Eğitime yönlendirir. Sahte Eğitime düşenler İkinci Bölgeye girerler. Burada Şiir, Retorik, Diyalektik, Aritmetik, Geometri, Astronomi ve Müzik ile oyalanırlar, ancak mutluluğu bulamazlar. Kötülük ve Hata üçüncü sahaya girinceye kadar onlardan ayrılmaz. Yol bulup Üçüncü Bölgeye olan Gerçek Eğitime yaklaşanları Hakikat ve İnanç selamlar. Buraya girenleri karşılayan Gerçek Eğitim onlara arındırıcı iksirden verir ve Aldatma’nın verdiği şarabın etkisinden kurtarır. Burada Bilgi, Cesaret, Adalet, Ölçülülük, Düzen, Özgürlük, Özkontrol ve Nezaketi bulurlar. Bunlar, gelenleri tahtında oturan Mutluluk’a iletirler.[33]

 

Resim 14:David Kandelimzalı TabulaCebetis, 1547,Kunstmuseum, Basel

 

Görüldüğü gibi Kebes’in levhası[34]bir oyun olmamakla birlikte Âriflerin Satrancı ile temel anlayış açısından benzerdir. Her ikisi de hayatın safhalarını, iyi ve kötü ahlakı ve nihaî noktaya ulaşıncaya kadar kişinin aşacağı başmakları işler. Levhanın, Hint’le irtibatı olan Pisagor’un okuluna mensup bir bilge tarafından getirilmiş olması da ayrıca dikkat çekicidir. Öyle anlaşılıyor ki kadim dünyada bu tür alışverişler azımsanmayacak derecede mevcuttu.

 

Hulasa-i Kelam

Âriflerin Satrancı birçok bilinmeziyle çözülmeyi bekleyen bir muamma. Bu muammanın birkaç unsuru var: Birincisi oyunun kaynağı. Son zamanlarda Osmanlı Satrancı olarak da piyasaya sürülmesine rağmen kaynağın Osmanlı olmadığı, en azından elimizdeki verilere göre böyle bir şey söylemenin mümkün olmadığı ortadadır. Oyun temel fikir olarak Hint kaynaklı olabilir, ama içeriği bakımından farklılık arz eder. Bu da bizi muammanın ikinci unsuruna getirir ki o da içerik yani oyunun hanelerinin değişkenliğidir. Tarihsel örneklerinden hareketle oyunun sabit bir yapısının olmadığı ve çeşitli kişilerce oyunun basamaklarının belirlendiği ve artırıldığı görülmektedir. Son olarak oynanış biçimindeki belirsizliği de ekleyelim. Devam eden bir gelenek mevcut olmadığı için oyunun nasıl algılanacağı, nasıl yorumlanacağı ve pratikte nasıl oynanacağı hususunda önemli boşluklar bulunmaktadır.

Her şeye rağmen zamanla yeni kaynakların ortaya çıkmasıyla bu eksikliklerin tamamlanacağı ve daha net bir manzarayla karşılaşacağımızı ümit ediyoruz. Dileriz oyuna artan ilginin bunda katkısı olur.

 

[1]     Bu oyun için Arapça Şatrancu’l-Ârifîn, Şatrancu’l-Urefa, Farsça Şatranc-ı İrfanî gibi adlar kullanılmaktadır.

[2]     “Şatrancu’l-Urefâ: (Istılah-ı irfanî) Sufilerin oynadığı bir tür satrançtır. Satranç tahtası yerine çizilmiş bir mukavva veya kağıt yaprağı alınır. Bu kağıtta haneler bulunur. Her hanede düşük veya yüksek ahlakî sıfatlardan biri ve tasavvufî dereceler yazılmıştır. İki kişi veya tek başına oynanır. Oyun sol alt taraftaki “sıfr-ı adem” adını taşıyan safhadan başlar ve hallerin sayılması ile herkes sağ taraftaki hanelere ilerler. Sonra daha üstteki safta, soldan sağa ilerlemeye başlar. Üstteki “Vuslat” hanesine veya benzer bir kelime taşıyan haneye daha kısa süreden ulaşan kişi kazanmış sayılır.” Ali Ekber Dihhoda, Lugatname, 9/14284, Tahran 1994.

[3]     Oyunun mucidi olarak Süleyman Çelebi’nin ismi de geçmektedir, (bk. Yusuf Çağlar, Şatranc-ı Urefa –Âriflerin Satrancı-, İst. 2011, s. 21) ancak bu söylentinin doğruluğu için bir kaynak tesbit etmek mümkün olmamıştır.

[4]     İbnü’l-Arabî’nin eserleri için bk. Mahmud Erol Kılıç, Şeyh-i Ekber İbn Arabi Düşüncesine Giriş, İstanbul 2010

[5]     http://en.wikipedia.org/wiki/Snakes_and_ladders (11.07.2011)

[6]     Oyun hakkında bk. Andrew Topsfield, “TheIndian Game of SnakesandLadders”, ArtibusAsiae, Vol. 46, No. 3 (1985), pp. 203-226 ve DeepakShimkhada, “A Preliminary Study of the Game of Karma in India, Nepal, and Tibet”ArtibusAsiae, Vol. 44, No. 4 (1983), pp. 308-322; F. E. Pargiter, “An Indian Game; HeavenorHell”, Journal of theRoyalAsiaticSociety of Great Britain andIreland, (Jul., 1916), pp.539-542

[7]     Andrew Topsfield, agm.

[8]     Sally E. D. Wilkins, Sports And Games of MedievalCultures, 2002, s 59;http://en.wikipedia.org/wiki/Snakes_and_ladders

http://de.wikipedia.org/wiki/Moksha_Patamu (11.07.2011).

[9]     Gyaneshwar (1275‒1296) şu adlarla da bilinir: Gyandev,Dnyanesh­war, Jñaneshwar, Jñanadeva. Hindistan’ın batısındaki Maharashtra eyaletinde doğdu. Çocukluk ismi Gyandev idi. Brahmin bir ailede doğdu. Babası bir alim olan Gyandev iyi bir eğitim aldı. Küçük yaşta ebeveynini kaybetti. Sekiz yaşında dönemin başka bir azizi Nivruttinath’ın öğrencisi oldu. 1289’da 14 yaşında meşhur eseri bir BhagavadGita şerhi olan Bhavarthadeepikateeka’yı yazdı (yaygın olarak Dnyaneshwari adıyla bilinir). Birçok dil biliyordu. Dnyaneshwari’de 56 dilden kelime mevcuttur. 15 yaşında Tapi nehri boyunca hac yolculuğuna çıktı. Bu yolculukta samadhi’ye ulaştı. Daha sonra Amrutanubhav adlı eserini yazdı. Adı geçen eserine nispetle oldukça kapalı bir ifadesi olan bu manzum eser advaitasiddhanta felsefesini işler. Hayatı hakkında bk. Over 300 Great Lives,byPustak Mahal -EditorialGroup; Gurus, Philosophers, Mystics&Saints of India,vol. 1, Yeni Delhi, 2002; http://en.wikipedia.org/wiki/Dnyaneshwar (11.07.2011).

[10]    Bu rivayetlere bir örnek olarak bk. Jubeld’Cruz,1001 FascinatingFacts, Mumbai 2008, s. 94.

[11]Ranee Kumar,“Ladder of life”The Hindu Gazetesi, 6 Mart 2004, http://www.hinduonnet.com/thehindu/thscrip/print.pl?file=2004030600170300.htm&date=2004/03/06/&prd=yw

[12]    Harish Johari, Leela the Game of Knowledge, Londra 1980,s. 1,2; sonrakibaskısıThe Yoga of Snakes and Arrows, 2007

[13]Bk.Melton, R J. Gordon (ed.),ReligiousCelebrations: An Encyclopedia of Holidays, Festivals, SolemnObservances, andSpiritualCommemorations,2011, cilt II, s. 673; ShridharAndhare (ed.),ThePeacefulLiberators: Jain Art fromIndia, 1994 s. 257 ve J. vanAlphen, StepstoLiberation, 2000, s. 126

[14]    Oyunu oynamak isteyenler için link: http://www.vam.ac.uk/content/articles/j/snakes-and-ladders/

[15]Jain kozmolojisinde âlem insan biçiminde temsil edilir. Boyun tanrıları bu temsildeki yerlerine nispetle yapılan bir isimlendirmedir. Tanrılar bu âlem anlayışında bel ile yüz arasında bulunur. Dolayısıyla boyun tanrılarının dokuz kısmı yüksek mertebeden tanrılar sınıfına dâhildir.

[16]DeepakShimkhada, “A Preliminary Study of the Game of Karma in India, Nepal, and Tibet”ArtibusAsiae, Vol. 44, No. 4 (1983), pp. 308-322; JensSchlieter,“SimulatingLiberation: TheTibetanBuddhist Game” in Religions in Play: Games, Rituals, and Virtual Worlds.Editedby Maya BurgerandPhilippeBornet, TheologischerVerlag Zürich, 2012.

[17]    Mark Tatz&Jody Kent,Rebirth, TheTibetan Game of Liberation, New York: AnchorPress, 1977.

[18]    Hakkında bk. John Powers,IntroductiontoTibetanBuddhism, New York 2007, s. 440.

[19]http://en.wikipedia.org/wiki/Sakya_Pandita

[20]Tatz& Kent, age., s. 7.

[21]Andrew Topsfield, “TheIndian Game of SnakesandLadders”, ArtibusAsiae, Vol. 46, No. 3 (1985), pp. 203-226

[22]SergeyMoskalev, ScienceandReligion Magazine, Mayıs 2008, Moskova; http://www.untiredwithloving.org/snakes_ladders.html

[23]Nureddin MüderrisîÇehardehî, Seyr der Tasavvuf, Tahran 1361. Kitabın ön sayfasında bulunan alt başlığı/tanıtıcı notu şöyle: “Şeyhlerin ve kutupların hayatı, İran’da mevcut sufi silsileleriningenel tanıtımı, Teozofi ve Spiritüalizm ekollerinin dalları, ruhlarla irtibat, Noktaviye, Mani ve Mazdek ekolleri, tarikat ve irfan ıstılahları, Âriflerin Satrancı, Senâî, Attâr ve Mevlânâ’nın görüşleri, Hallac’ın inancı ve sufi büyüklerinin az bulunur resimleri.”

[24]Sedad İzzet, “Türkiye’de Oynanan Bazı Oyunlar” Resimli Ay, Kanunusani 1928, numara 11-47, s. 9-11; Yusuf Çağlar, Şatranc-ı Urefa –Âriflerin Satrancı-, İst. 2011, s.20-22.

[25]Malik Aksel, Türklerde Dini Resimler, İst. 2010, s. 140

[26]Yusuf Çağlar, age., s.71-75.

[27]İrvin Cemil Schick, “Tarihin Tahrif Edilmesine bir Örnek: ‘Osmanlı Satrancı’ Yahut Satranc-ı Urefa”, Toplumsal Tarih 194 (Şubat 2010), 12–18.İ. Cemil Schick koleksiyonu.

[28]Farklar şunlardır: 4. Hicran, 11.Sohbet-i seg ↓9, 18.Hacâlet,21.Devâm,33.Akl↓6, 52.Zevk-i dil,59.Haml,60. yükseliş ↑76’ya, 63.Şûriş,77.↑87, 78. yükseliş yok, 79.Mücahede ↑83, 81. Vahdet, 84.Muhabbet ↑101, 96. Hâl, 101. Visal. Ayrıca tablonun okunuş sırası da değişiktir.

[29]HarishJohari, oyunun bitiş başmağının 68. basamak olduğunu söyler. (Onun kullandığı tablo 72 basamaklıdır ve 72. basamak kötü nitelikleri gösterir ve oyuncuyu 51. basamağa gönderir.) dolayısıyla oyun esnasında 68. basamağın ilerisine geçen oyuncu 72. basamağa denk gelip aşağı düşerek oyuna devam etmelidir, ta ki doğrudan 68. basmağa gelinceye kadar. H. Johari, age., s. 9

[30] Aktaran TitusBurckhardt, Aklın Aynası, “Satranç Simgeciliği” adlı bölüm, s. 160, çev. Volkan Ersoy, İnsan Yay. İstanbul 1994.

[31]Bu konuda bir diğer çarpıcı örnek de tavladır. Vakit öldürme ve bazen de kumar maksadıyla oynandığı için İslam dininde haram olarak nitelendirilen tavla aslında kutsal bir oyundu. TaşköprüzâdeMevzuatu’l-Ulûm adlı eserinde tavlanın dünyaya ve ehline misal olarak icad edildiğini söyler. Zar altı yönden gelebilecek kaza ve kaderin hükümlerini gösterir. Oyuncu bu oyunla kaderin çeşitli hallerine nasıl mukabele edeceğini öğrenir. Mevzuat, 1/315, İstanbul, 1313.

[32]Kebes (yun. Kebetos, lat.Cebes) yaklaşık M.Ö. 430-350 yılları arasında yaşamıştır. Eserin adı Kebes’in Levhası (yun. KebetosPinaks, lat.TabulaCebetis) olarak geçer.

[33]Konu ile ilgili bk. İbn Miskeveyh, Ali Suavi, M. Mehmed Rıfat, KebetosPinaks İnsan Yaşamın Tablosu, haz. Ali Utku, Nevzat H. Yanık, Çizgi Kitabevi, Konya 2011, hazırlayanların sunuşu s. 7-52.

[34]Kebes’in levhası, Batı’da çok tanınmış ve birçok baskı yapmıştır. İslam dünyasınmda İbn Miskeveyh (öl. 1030) de risalenin bilinen ilk Arapça tercümesini el-Hikmetü’l-Halide adlı eserinde vermiştir. Nasturi alim Ebu’l-Ferecİbnu’t-Tayyib (öl. 1043) İbn Miskeveyh’in tercümesine bir şerh yazmıştır.

Close

Cart

Sepetinizde ürün bulunmuyor.